Gündelik üçkağıtlarla hayatta kalmaya çalışan iki serseri, bir kumar masasından beklenmedik bir şekilde bir hazine haritası ile ayrılır. Bu sıradan gibi görünen kağıt parçası, 1500’lü yılların efsanevi Altın Şehri El Dorado’nun yerini işaret etmektedir. Macera ve zenginlik hayaline kapılan ikili, düşünmeden rotalarını haritanın gösterdiği yöne çevirir. Ne var ki bu yolculuk, hayal ettikleri gibi bir servet yürüyüşüne değil, aksine talihsizliklerle dolu bir mücadeleye dönüşür. Fırtınalar, yön kayıpları ve açlık derken, kendilerini umutsuzca denizin ortasında bulurlar. Sonunda, tamamen tesadüfi bir şekilde, El Dorado'nun kıyılarına vururlar.
Yerlilerin onları tanrı ilan etmesiyle işler aniden tersine döner. Hayatlarında ilk kez böylesine bir ihtişamla karşılaşan ikili, konumlarının avantajını kullanarak hem bu yeni dünyayı keşfetmeye başlar hem de aradıkları altınların izini sürer. Ancak bu sahte tanrılık oyunu uzun süre sürdürülemez. İspanyol sömürgeciliğinin gölgesinde, ikilinin açgözlülüğü ile inançlar arasında bir gerilim baş gösterir.