Elinizdeki güneşle kavrulmuş toprağın kokusunu duymadan, bir adamın hayatının kırılma noktasına nasıl sürüklendiğini anlayamazsınız. Eyüp, borç yükü altında ezilirken, Güneydoğu’nun kavurucu sıcağında domates tarlalarında çalışan isimsizlerden sadece biridir. Her sabah yeniden doğan güneş, onun için sadece daha fazla ter, daha fazla bekleyiş ve daha fazla belirsizlik anlamına gelir. Eyüp’ün yaşamı, domateslerin kuruması için serildiği geniş arazide sıkışmış, tek bir umutla ileriye bakmaktadır: Parasını almak ve hayatını yeniden kurmak.
Ancak işler planlandığı gibi ilerlemez. Domatesleri dilimleyen kadınların, kasaları taşıyan erkeklerin arasında yükselen bir öfke vardır. Eyüp, iki haftadır parasını ödemeyen ustabaşı Hemme’ye hakkını sorduğunda ortam gerilir. Birkaç kelimeyle başlayan gerginlik, küfre ve hakarete döner. Eyüp, artık konuşmanın fayda etmeyeceğini anlar. İzmir’deki kaybının ardından geri döndüğü Siverek’te, yeniden ezilen biri olmayı reddeder. Bu kez, kaderine teslim olmayacaktır. Silahını almak için yönünü tarladan çevirdiği an, karar çoktan verilmiştir.