Stefan Mortensen, yıllarını adaletin terazisini dengede tutmaya adamış bir yargıçken, bir duruşma esnasında geçirdiği ani felç sonucu hayatı dramatik biçimde değişmiştir. Konuşma yetisini kaybeden ve bedensel olarak neredeyse tamamen hareketsiz kalan Mortensen, emekliliğini sessiz bir huzurevinde geçirmek üzere şehir dışındaki izole bir tesise yerleştirilmiştir. Ancak bu huzurevi, dışarıdan göründüğü kadar sakin değildir. Duvarlarının ardında, yaşlı bedenlerin sakladığı karanlık zihinler ve bastırılmış çığlıklar dolaşmaktadır. Bu mekân, fiziksel acılardan çok ruhsal çöküntülerin yankılandığı bir tutsaklık merkezine dönüşmüştür.
Dave Crealy adındaki eski bir tiyatrocu, huzurevinin diğer sakinlerinden oldukça farklıdır. Elinden düşürmediği "Jenny Pen" adını verdiği çocuk kuklası, onun için sadece bir eşya değil, aynı zamanda bir güç sembolü haline gelmiştir. Kuklayla gerçekleştirdiği tehditkar oyunlar, diğer yaşlılar üzerinde derin psikolojik travmalar yaratmakta, odalardan çığlıklar eksik olmamaktadır. Crealy’nin bu tuhaf saplantısı, giderek daha tehlikeli bir hâl alırken, yetkililer gözlerini kapatmış ve huzurevini sessizliğe terk etmiştir. Kukla artık sadece bir oyuncak değil, sistematik bir işkence aygıtı olarak kullanılmaktadır. Diğer yaşlılar, her gün ölümle burun buruna yaşamaya zorlanmaktadır. Ortam giderek bir akıl hastanesini andırır hale gelmiştir.
Stefan Mortensen’in bedeni artık mücadele edemese de zihni hâlâ savaşmaktan vazgeçmemiştir. Sessizlikle çevrili bu karanlık mekânda, yalnızca gözlemlerine, hafızasına ve bir ömürlük hukuk deneyimine güvenmek zorundadır. Yardım çığlıklarının duyulmadığı bu izole dünyada, tehlikeyi analiz eden ve çözüm üreten tek kişi odur. Günler geçtikçe Dave Crealy’nin kontrolü artmakta, kuklayla kurduğu karanlık tiyatro giderek daha ölümcül hale gelmektedir. Mortensen, fiziksel engellerine rağmen aklının keskinliğini kullanarak bir karşı plan kurmak ve bu huzurevi kabusuna son vermek zorundadır. Stefan’ın artık geri dönüşü olmayan bir savaşa girmesi gerekmektedir.