Beş eski dost, yıllar sonra Karayipler’de bir araya gelirken amaçları sadece yeniden bağ kurmak, eğlenmek ve anılara birkaç yenisini eklemekti. Ancak altın sarısı kumsalların ve masmavi denizin ardında bekleyen sır, onların hayatını sonsuza dek değiştirecek karanlık bir girdaba dönüşecektir. Her şey, deniz tutkunu İngiliz dalgıç Levi ile tanışmalarıyla başlar. Levi, hayatını İkinci Dünya Savaşı sırasında kaybolan Amerikan savaş gemisi USS Charlotte’un batığını bulmaya adamıştır. Ona bu yolda eşlik eden Amerikalı ortağı Noah ile birlikte, beş arkadaşın hayatlarına geri dönülmez bir kapı aralamışlardır.
Levi’nin teorisi oldukça nettir. Batık, haritalarda yer almayan, Karayipler’in en derin ve en keşfedilmemiş noktalarından birindedir. Başlangıçta bu fikir, arkadaş grubu için sadece heyecan verici bir dalış deneyimi olarak görülür. Fakat denizin altındaki sessizlik, çok geçmeden korkunç bir gerçeği açığa çıkarır. Geminin enkazı gerçekten de yerindedir ama yalnız değildir. Devasa beyaz köpekbalıkları, savaşın izleriyle yoğrulmuş bu demir yığının çevresinde sessizce nöbet tutmaktadır. Grup, keşif duygusunun verdiği heyecanla batığın içine girer. Ancak kısa süre sonra yolları kapanır ve etraf, kana susamış yırtıcılarla çevrilir. Kaçış artık bir ihtimal değil, bir zorunluluktur.
Zamanla yarış başlamıştır. Paslı geçitlerin arasında ilerlerken, tek umutları eski bir hava kilidine ulaşmaktır. Fakat bu daracık metal odada bile rahat yüzü göremezler. Oksijen seviyesi hızla düşmektedir. Suyun üstündeki eğlence ve neşe artık çok uzaktadır. Dışarıdaki her hareket, köpekbalıklarını daha da kışkırtmaktadır. Grup, derin denizin acımasız sessizliğinde, ölümle yüzleşmenin eşiğine gelmiştir. Şimdi onlar için tek seçenek hayatta kalmak değil, birbirlerini hayatta tutmaktır.