Londra sokakları Temmuz 2005’te bir daha asla aynı olmayacak şekilde değişmiştir. Sadece birkaç gün içinde başkent, bir yandan art arda gelen bombalı saldırıların yarattığı dehşeti yaşarken, diğer yandan İngiliz Polis Teşkilatı’nın yaptığı ölümcül bir hata ile sarsılmıştır. “Stockwell” adlı bu dizi, yaşanmış bir trajediyi merkezine alarak, terör korkusunun nasıl yanlış yönlendirilmiş bir güvenlik refleksiyle birleştiğini ve geri dönülemez sonuçlar doğurduğunu güçlü bir dille anlatmaktadır. Hikâye, bir sabah evinden çıkıp rutin hayatına devam etmek isteyen Brezilyalı elektrikçi Jean Charles de Menezes’in, yanlış bir istihbaratın kurbanı olmasını konu edinmektedir.
Şehrin dört bir yanını saran yoğun güvenlik önlemleri altında, polis birimleri olası tehditleri ortadan kaldırmak adına baskınlar düzenlemeye başlamıştır. Ancak bu kez hedef alınan, bir terörist değil; metroya gitmekte olan sıradan bir gençtir. Stockwell İstasyonu’nda polis kurşunlarıyla yaşamı son bulan Jean Charles, masumiyetin en acı tanımı haline gelmiştir. Operasyon, yalnızca hatalı bir kimlik tespitinden ibaret değildir. Yanlış kararlar, iletişim eksiklikleri ve panikle atılmış adımlar zinciri, tarihe kara bir leke olarak kazınmıştır. Polis teşkilatı, kısa sürede toplumun ve medyanın odağı haline gelirken, olayın üstü örtülmeye çalışılmıştır. Ancak bu çaba, gerçeğin ağırlığını taşıyamamıştır.
Gerçekleri açığa çıkarmaya kararlı bir tanığın beklenmedik şekilde öne çıkmasıyla olaylar yeni bir boyuta taşınır. Ailenin adalet mücadelesi, yalnızca bireysel bir hesaplaşmaya değil; aynı zamanda bir devletin kendi vicdanıyla yüzleşmesine dönüşmüştür. İçeriden gelen çelişkili raporlar, siyasi baskılar ve halkın ayaklanma noktasına gelen öfkesiyle beraber sistemin güvenilirliği temelden sorgulanmıştır. Aynı zaman diliminde aktif bir başka terör hücresinin yeni bir saldırı planladığı bilgisi ortaya çıksa da, bu bilgi artık hiçbir şeyi değiştiremez. Jean Charles de Menezes’in hayatına mal olan hata, İngiliz Polis Teşkilatı’nın karanlık tarihine kazınmıştır.