Oscar François de Jarjayes’in Kraliyet Muhafızları’na kaptan olarak atanması, Fransa’nın aristokrat düzeninde atılmış radikal bir adımı temsil eder. General Jarjayes, altıncı kez baba olacağı haberini aldığında, tek beklentisi soyunu sürdürecek bir erkek çocuğa kavuşmaktır. Fakat tekrar bir kız çocuğuna sahip olunca, toplumun erkeklere sunduğu ayrıcalıkların dışında kalacak bir evlat yetiştirmek istemez. Bu yüzden kızını, erkek kimliğiyle büyütmeye karar verir. Oscar, bu kimlikle askeri eğitime gönderilir ve üstün başarısıyla Kraliyet Muhafızları’nda yükselir.
Oscar’ın yolu, Fransa tahtına gelin olarak gelen Marie Antoinette ile kesişir. Avusturya ile Fransa arasında imzalanan siyasi evlilik anlaşması sonrası Antoinette, Prens Louis ile evlenir ve Versay Sarayı’na yerleşir. Oscar, aldığı emir doğrultusunda artık kraliçenin kişisel muhafızıdır. Sarayın koridorlarında yürüyen Oscar, dışarıdan bakıldığında itaatkâr bir asker gibi görünse de, iç dünyasında kadın kimliğini bastırmanın ve göreviyle çelişen duyguların ağırlığını taşımaktadır. Marie Antoinette ise genç yaşında tahtın sorumluluğuna, siyasi oyunlara ve halka yabancı lüks bir yaşamın içine sürüklenmiştir.
Sadık uşağı ve çocukluk arkadaşı André ile birlikte Oscar, sarayın günlük yaşamını yakından gözlemler. Göz kamaştıran balolar, ihtişamlı davetler ve entrikalarla örülü aristokrat düzen, halkın içinde büyüyen öfkeyi görmezden gelir. Oscar, bu iki dünyanın tam ortasında, bir muhafızdan çok daha fazlası olduğunu fark ederken; Antoinette, kraliçeliğin cazibesiyle çaresizlik arasında sıkışır.