Bir hafta sonu, Nick ve arkadaşları heyecanla araba yarışını izlemeye gitmeye karar verir. Ancak stadyuma geldikleri an, Nick’in aklında bir şeyler ters gitmektedir. Gözlerinde, birkaç dakika içinde meydana gelecek korkunç bir kaza görüntüsü belirir. Adeta bir önsezi gibi, geleceği görmüş gibi hisseder. İçindeki huzursuzluk giderek artar ve birkaç saniye içinde bu korkunç felaketi engellemeleri gerektiğini anlar. Hemen arkadaşlarını ikna etmeye çalışır, onlara çıkmalarını söyler. Arkadaşları ne olduğunu anlayamadan, Nick’in öngördüğü kaza gerçekleşir. Stadyumun çatısı çöker, izleyiciler panik içinde sağa sola kaçarken birçoğu hayatını kaybeder.
Nick ve arkadaşları, büyük bir şansla stadyumdan dışarı çıkmayı başarır. Başta kurtuldukları için sevinç içindedirler, ama Nick’in içindeki o huzursuzluk bir türlü geçmez. Kazadan kurtulduklarını düşündükçe, olayın ne kadar dehşet verici olduğunu daha iyi kavrar. Fakat bu sevinç kısa sürede yerini korkuya bırakır. Çünkü ölüm, sadece bir arıza olarak görünüp gitmiş gibi değildir. O an, ölümün peşinden gelen bir güç olduğunu ve kaderin bir şekilde onları takip ettiğini fark ederler. Hayatta kalanların artık güvenliği yoktur, çünkü felaket yalnızca bir başlangıçtır.
Kazadan sonra Nick ve arkadaşları, yaşadıkları şokun etkisinden kurtulmaya çalışırken, bir yandan da ölümün geri dönüp dönmeyeceği konusunda bir belirsizlik yaşarlar. Kaderin, ölümle işbirliği yaparak onları birer birer avlamaya kararlı olduğunu hissederler. Kazadan kurtulmuş olmalarına rağmen, Nick ve arkadaşları ölümün artık bir adım öndedir. Onlar, bir zamanlar sadece bir yarış heyecanı için orada bulunmuşlardır, fakat bir anda yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide hayatta kalmaya çalışacaklardır. Çünkü ölüm yarım kalan işini tamamlamak üzere geri dönmüştür.